Benzer Videolar

  1. Bedir Altın

    Hız, güç, dayanıklılık, teknik, oyun zekası, granit çene. Şu eskivler, ayak oyunları, hiz bir ağırsiklet boksörde olması çok garip. Zaten bu yüzden the greatest. Yeni nesil de boks izlemeye başladıkları boksör olan joshua nin Ali den daha iyi olacagini düşünüyorlar. Ah be gençlik çoğu şey de oldugu gibi boksu da araştirmadan ne oldugunu bilmeden yorumluyorsunuz…

  2. Ottoman Slap

    Saat sabahın 4 ü. Türkler kalkıp bu efsanenin maçlarını izliyor. Vay be ne günlermiş. Renkli kişiliği, tekniği, hızı, dayanıklılığı gerçekten de muazzam. 45 yaşında dünya ağırsiklet boks şampiyonu milletin karşısında tir tir titrediği yine başka bir nakavt efsanesi George Foreman a ilk yenilgiyi tattıran adam…

  3. Bedir Altın

    Gillette firması yeni reklam filminde oynaması için Muhammed Ali ile anlaşmıştı. Sonrasında Gillette firmasından bu konuyla ilgili yetkili kişinin ağzından olaylar şöyle gelişiyor. Ünlülerle çalışma deneyimi olan ve Ali gibi bir adamla uyum içinde çalışabileceğini düşündüğümüz bir Hollywood yönetmeni bulduk. Aramızda Ali’yi kişisel olarak tanıyan kimse yoktu ve boks ringi yerine stüdyo ışıkları altında bu adama nasıl davranmamız gerektiğini doğal olarak bilemediğimiz için çok gergindik. Hepimiz diken üstündeydik ve yanlış bir şey söyleme korkusuyla çok az konuşuyor veya konuşmamayı tercih ediyorduk.
    Her çekimin baş belası olan normal gecikmeler, yanlış girişler, replik kaçırmaları ve üst üste baştan almalar tansiyonu iyice yükseltmişti. Ali çıkan her aksaklıkta sadece dümdüz ileri bakıyor, bizim ona hiçbir şey söylemeye cesaret edemediğimiz gibi o da tek kelime bile etmiyordu. Sonunda “patron baksana”diye yüksek sesle yönetmene seslendi, “bir zenciyi nasıl öldüreceğinizi çok iyi biliyorsunuz” diyerek gülmeye başladı biz de bu espriden sonra gevşemiş, gülmeye başlamıştık.
    Nispeten rahatladıktan sonra uygun bir arada, bir çok insanın merak ettiği bir soruyu Ali’ye sormaya karar verdim. “Muhammed, Howard Cosell (spor spikeri) gibi başına iş açmaya niyetim yok ama Joe Fraizer’le yaptığın son maçtan kazandığın onca paraya rağmen nasıl oldu da bir maç daha ayarlamadın?”
    “Önce sana Cosell’la ilgili bir şey söyleyeyim, o bütün ağız dalaşları varya, onları siz halkı eğlendirmek için yapıyoruz. Aramızda konuşur, gülüşürüz hep. Cosell ile en iyi rol yapanlar biziz. Ben sana bir şey sorayım, saatte elli kilometre hız ile giden bir arabayı (bu olay 70’li yıllarda meydana geldiği için bunu yapmamın kötü sonuçları olurdu) bir kaç milyon dolar için duvara sürer misin? Şunu demek istiyorum, ağır siklette on beş raundda olan bunun gibi bir şey. Ben fraizer ile dövüştükten sonra kutlamaya gitmiyoruz. Kaç kaburgamız kırılmış, burnumuz, elmacık kemiğimiz veya çenemiz yerinde mi ya da elimizde çatlak var mı ona bakmaya hastaneye gidiyoruz. Dişimiz kırılıyor, gözlerimiz sancıyor, göğsümüz bandajlanıyor. İç kanama geçirebiliyoruz ve Allah bilir beynimizde ne var? yani demek istediğin ne yapıyorsun da o kadar para kazanıyorsun? Sana bir milyon dolar vereyim benimle bir raund maç yap uyar mı? veya bir dakika diyelim evet mi?
    “mümkün değil Muhammed” dedim kısık sesle, “Düşünmek bile istemem.” “Öyle mi dersin” diye güldü Ali, beni bir nebze rahatlatarak.
    Ali olağanüstüydü, işimizi kolaylaştırmak için her türlü yönlendirmeye uydu ve profesyonel bir aktör gibi bize her konuda yardımcı oldu. Okunması gereken şiiri ezberlemişti ve tek mısra bile kaçırmadı.
    Ali müthiş bir iş çıkarmıştı ve çekim bittikten sonra yönetmene “reklam çekme işinden başka ne iş yapıyorsun” diye sordu. Yönetmen: “film yönetmek, bilirsin işte, konulu film” Ali: “niçin, filmin ne yararı var.” yönetmen: “bir bakış açısı sunabilir, belli bir konuda insanları belli bir anlayış düzeyine çıkarabilir.” Ali: “bilmek istediğim şey, senin filmin neyi değiştirecek yani insanlar için senin filmini izlemeden önce ve sonrası arasında bir fark olacak mı? ” yönetmen: “sanırım tam olarak hiçbir şey” Ali: “demek istediğim bu, senin filminin bir anlamı yok, çünkü; bir şey değişmiyor. Şimdi ben bir şehre dövüşmeye geldiğimde neler olduğunu anlatayım. Gittiğim yere para bırakırım. Hatta bazen başını sokacak bir yeri olmayan zenci çocuklara temiz, güzel bir yer yapmak için bir kaç yüz bin dolar kalır. Ben oradan giderken bir şeyler eskisinden daha iyi olur. Sen filmini bitirdikten sonra her şey eskisi gibi kalır. Eee o zaman ne işe yaradı senin filmin”.
    Yönetmen: “eğer bu şekilde ifade edersen, yani her şey paraysa sanırım bilmiyorum” Ali: “paradan başka dünyayı ne değiştirir dersin? Ondan bir sürü kazanıp iyilikler yapmak lazım. Bana dersen ki, para kazanmak için film çekiyorum ve o paralarla iyilik yapıyorum, senin filmini izlerim. Ne demek istediğimi anlıyor musun sayın film yönetmeni”
    Galiba hepimiz anlamıştık. Ali hepimizi nakavt etmişti.
    Not: Allen Rosenshine’nin “Funny Business” adlı kitaptan alınmıştır.

Yorumlarınız